TEŞEKKÜRLER
Ekrem DÃœZCAN
Necat DÃœZCAN
Betül DEMİRCİOĞLU
Fatih TOKOZ
Mustafa ÅžAHÄ°N
Dursun KUZUCU
Erdem ÅžAHÄ°N
Ä°brahim PEHLÄ°VAN
Yasin KUZUCU
Seyfullah AKKAYA
Abdurrahim DÃœZCAN
Nevzat ÅžAHÄ°N
Ä°smail ÅžAHÄ°N
Janberk ARIKAN
Nurettin ÅžAHÄ°NKAYA
Ä°brahim KUZUCU
Kenan ÅžAHÄ°N
Ferhat Taşlıçukur
Kenan TUNÇ
Aziz Åžener
Bekir PARLAK
Tercan KESKÄ°N
Cengiz ÅžAHÄ°N
Ferhat AKDEMÄ°R
Naim YILMAZ

ÜNLÜ ÇERKEZLER

UNUTMADIK
SALÄ°M -HAYRÄ°YE DÃœZEN
HAŞİM DÜZENLİ
RÜŞTÜ ŞAHİN
ÖZCAN ŞAHİN
Recep Parlak
Bayram KAYNAR
FATMA ALTUN
HACI MIRZA ALTUN
ZEKÄ°YE ALTUN
SABÄ°T ÅžAHÄ°N
ŞABAN ÖNCÜL
HACI NÄ°HAT ÅžAHÄ°N
FAHRETTÄ°N ÅžAHÄ°N
MIRZA ÅžAHÄ°NKAYA
FAÄ°K ÅžAHÄ°N
YAŞAR ÖZBOZKURT
SEFER MADEN
HÄ°CRETHAN MADEN
MEHMET ÅžAHÄ°N
AHMET YILMAZ
DEVLET ÅžAHÄ°N
EMÄ°NE ÅžAHÄ°N
SAMÄ° KAYNAR
RECEP DÃœZCAN
ZÄ°YA DÃœZCAN
HACI HAMÄ°T KUZUCU
HANÄ°FE KUZUCU
NURÄ°YE KUZUCU/BABUH
HACI OSMAN KUZUCU/DIDIM
EKREM KUZUCU
AHMET PEKTAÅž
Ä°BRAHÄ°M PEKTAÅž/POOT
MEVLÃœT KUZUCU/ABECÃœK
ÅžEVKET TAYMAZ
YAÅžAR KUZUCU
DURÄ°YE TAYMAZ/KUZUCU
Gazibey YILMAZ
Mırza YILMAZ
Enver YILMAZ
Arslan YILMAZ
Ãœzeyir YILMAZ
Dışenour YILMAZ
Niyazi YILMAZ
Nihat YILMAZ
Osman Ä°ZCÄ°
Hacıhan İZCİ
Zabit Ä°ZCÄ°
Hacı Ömer İZCİ
Nazım DOĞAN
DıgheNeuh Melek YILMAZ
HAMİT ÇAM
dursun özboskurt
GAZi KUZUCU 20.01.2011
GAZÄ° KUZUCU
niyazi maden
murat pehlivan
KAŞİF ŞAHİN
NEDÄ°M ÅžAHÄ°N
çurey tahir keskin
çurey mahir keskin
çurey rasim keskin
SEFER ÅžEN
MAMUK MADEN
ESRA ÅžAHÄ°N
Fuat KESKÄ°N - 11.02.20
ASAF SARACOGLU
ÜmmüGülsüm
CAHÄ°T ÅžAHÄ°NKAYA
HAYDAR ÅžAHÄ°NKAYA
YaÅŸar Maden
MIRZA TEKBAS
cemal öztürk
seher ÅžAHÄ°N
Curey Mirza Keskin
Curey Hilmi Keskin
FUAT ÅžAHÄ°N
ALÄ° FÄ°DAN
SALÄ°ME PEKTAÅž
KURTÇA PEKTAŞ
TAHSÄ°N PEKTAÅž
ZAHÄ°DDÄ°N KAVALCI
CENNETHAN PEKTAÅž
RAZÄ°YE KAVALCI
ASLAN PEKTAÅž
NACÄ°YE ÅžAHÄ°N
KAŞİF ŞAHİN
CELÄ°L ÅžAHÄ°N
Hayrettin Ä°NCÄ°
NAZIM PEHLÄ°VAN ,NAZIM
Nuh ÖZTÜRK
KURTÇA ÖZTÜRK
CEMAL ÖZTÜRK
Naciye Öztürk
NACİYE ÖZTÜRK
ASLI MADEN
KEMAL MADEN
EKREM MADEN
HAYRÄ°YE KARABULUT
MÄ°NEVER MADEN
Zahit KAVALCI/05.01.199
fatma zule nart
Celal ALTUN
Naciye ÖZTÜRK
NEÅžET KESKÄ°N
Ali ÅžENER
ALÄ° ÅžENER
NAZMÄ°YE ÅžENER
RIZA ÅžENER
CEMÄ°L ÅžAHÄ°N
İzzet ÇAM
cahit fidan
AHMET FÄ°DAN
ALÄ° FÄ°DAN
HASAN FÄ°DAN
osman,hasan fidan.
hanife sarıer.
sabri,nuri sarıer.
BÄ°BAK TABURHAN
BÄ°BAKahmet,paÅŸahan
HurÅŸit MADEN
yasar ertürk
SÜLEYMAN TUNÇ
SÜLEYMAN TUNÇ
SELAHATTÄ°N ÅžAHÄ°NKAYA
MIRZA ÅžAHÄ°NKAYA
MIRZA ÅžAHÄ°NKAYA
CAHÄ°T ÅžAHÄ°NKAYA
Ä°BRAHÄ°M PEHLÄ°VAN
CAFER PEHLÄ°VAN
HALÄ°L ÅžAHÄ°N
NEŞE ÖZTÜRK
ZABIT MADEN
Çurey Neşet Keskin
Ä°SMET ÅžENER
Mahir MADEN
ZÄ°YA BULAT
Ä°ZZET KESKÄ°N
DURSUN ATEÅž
RAZÄ°YE ATEÅž
DANÄ°Åž ATEÅž
OSMAN FÄ°DAN
ÅžERÄ°FE FÄ°DAN
NURÄ° SARIER
NAZİFE ÖZDEDE
AHMET ÖZTÜRK
CAHİT ÖZTÜRK
MUZAFFER ÖZTÜRK
SAYGIN GENÇAY
DURSUN TEMÃœRCÄ°
kutçakaynar
BAHRİYE ÇEVİK
CEMAL ÖZTÜRK
KURTCA ÖZTÜRK
NACİYE ÖZTÜRK
mehmet ateÅŸ
HÄ°KMET ATEÅž
NECATÄ° ATEÅž
RUÅžEN ÅžAHÄ°N
GÃœLFÄ°YE ÅžAHÄ°N
Çurey Asım Keskin
Cemile Ä°ZCÄ°
Abbas ÅžAHÄ°N
Cemile KARPUZ 04.02.201
Rasim KESKÄ°N
Mazhar DURMAZ
Müslimet DOĞAN
Celal DOÄžAN
Adnan KAYNAR
Nazım DOĞAN
Osman DOÄžAN
GÃœLÄ°ZAR ÅžENER
Tahir Keskin
MAHÄ°R MADEN
koray korkmaz
ALÄ° BOZKURT
KAMÄ°L BOZKURT
SAHÄ°M ÅžAHÄ°N
SElamın Aleyküm TAvş
recep kaynar
Özcan Doğan
SADÄ°YE DÃœZENLÄ° KAÄžI
ilhan ÅŸener
erhan sener
Fatih OÄžUZ
HALÄ°T TÃœRK
ilhami bozkurt
Neziha Aksu
Osman AKSU
Kamil AKSU
ERHAN ÅžENER
KEMAL MADEN
HANÄ°FE MADEN
CEMÄ°LE KARPUZ
RECEP KAYNAR
selin gizemm
selin gizemm
hilal cansu
MURAT PEHLÄ°VAN
NAZIM PEHLÄ°VAN
MECÄ°T PEHLÄ°VAN
MUZAFFER PEHLÄ°VAN
Åžaban KARPUZ - 1977
Makbule KARPUZ
MUZAFFER MADEN
murat tunç
HASAN SÃœNEL
ENVER APAYDIN
HAMÄ°T MAMUH
KAMÄ°L DÃœZENLÄ°
ORHAN DÃœZENLÄ°
Zahit Kavalcı
Hıdır YILDIRIM
erdal ÅŸahin
çürey zülfiye keskin
çürey zülfiye keskin
HAYRETTÄ°N ÅžAHÄ°N
Nurettin ALTUN
mırza maden
mırza maden
HASÄ°BE MADEN
Ä°SMET MADEN
Neriman TÃœRKOÄžLU
Metin ÅžAHÄ°NKAYA
Faruk ÅžAHÄ°NKAYA
Fehmi ÅžAHÄ°NKAYA
NÄ°YAZÄ° BÄ°LÄ°CÄ°
Zahittin Kavalcı
Kurtça KAYNAR
Adeviye KAYNAR
çürey Altan KESKİN
HANÄ°FE MADEN
ZARÄ°FE MADEN
ibrahim-cennethan pehli
Selahattin ATEÅž
SABÄ°T ÅžAHÄ°N
HACI NÄ°HAT ÅžAHÄ°N
NAHÄ°DE ÅžAHÄ°N
ÖZCAN ŞAHİN
FAHRETTÄ°N ÅžAHÄ°N
ömer pehlivan
murat pehlivan
MAMUK BEY
KEMAL ÅžAHÄ°N
RUMÄ°YE KUZUCU 14.02.20
Cihat KESKÄ°N 18/082015
AYHAN KESKÄ°N
Cemil Akdemir


KISA MESAJ
“Köyümüzle ilgili haberlerin ve duyuruların cep telefonunuza ücretsiz olarak kısa mesaj gönderilmesi için lütfen Adınızı – Soyadınız aşağıdaki forma yazarak gönderiniz. Ayrıcı cep numarasını bildiğiniz tüm akrabalarınızı ekleyebilirsiniz”
Adı Soyadı
Cep Telefonu

Tavşandağı FM

ANKET
Birinci derece akrabanız olmayan köylüleriniz ile en son ne zaman görüştünüz?\"





Ali ÇUREY - 3




Necat DÃœZCAN

Sevgili hemÅŸerilerim ilk iki bölümü sitemiz köÅŸe bölümünde yayınlanmış bulunan köyümüz halkından(Ben üç köyü ayıramıyorum) ve de kanımca köyden ilk gurbete çıkmış bulunan bir adige gencinin hayatının nasıl bir aidiyet arayışı içerisinde geçtiÄŸini ve bu arayış sonunda yolunun Ata yurdu Kafkasya'ya çıktığını ve orada buluÅŸtuÄŸu akrabalar ile yaÅŸadığı duygu dolu anıları yaÅŸadığını göreceksiniz.

 

            Gurbette bulunan her adige genci farkında veya farkında olmadan aidiyet ve vatan özlemi içerisinde bulunduÄŸunu, yaÅŸamından bir kesit bulacağını düÅŸündüÄŸüm Akademisyen, AraÅŸtırmacı_Yazar Emekli Subay Ali ÇUREY Abımızın "HAFÄ°TSE MUHAMED ÇERKS BÄ°R GZETECÄ°" kitabının üçüncü bölümünü aÅŸağıda istifadenize sunuyorum.

 

            Ve yıl 1990 Gezegenimizin egemenleri olan çevreler müthiÅŸ deÄŸiÅŸim haberleri ile sarsıldı. Evet, haber gerçekten müthiÅŸti.

 

            Seksen yıllık S.S.C.B.Yıkılmıştı. Tüm dünya emekçilerinin kurtuluÅŸ umudu olan sosyalist sistem, bir gecede çöküverdi. Bir sabun köpüÄŸü ve bir saman alevi gibi sönüp gitti. Her görüÅŸ ve inançtan insanlar, bu çöküÅŸü bin bir çeÅŸit gerekçe ile açıklamaya çalışmışlarsa da gerçek hep gizli kaldı. Her devirde ve her zaman olduÄŸu gibi geri kalmış toplumların hep bebek kalmış beyin takımına daha uzun zaman çiÄŸneyebilecekleri eÅŸek derisinden mamul sakız bırakarak çöküp gitti. Åžimdilerde o malûm sakız daha ne zamana kadar çiÄŸnenecek tanrı bilir.

Ä°ÅŸte bu toz duman içinde, bendeniz ve benim gibi Ata yurdu özlemcilerine bir fırsat doÄŸdu. Gidip orayı görmek veya tamamen oraya dönmek. TelaÅŸ ve heyecan sardı tüm dönüÅŸçüleri. Dahası, deÄŸil  "oraya dönmek" veya gitmek bu sözleri duymayan ve hatta duyduÄŸunda tüyleri diken diken olan ve dönüÅŸçülere zamanın deyimiyle "GO MUNÄ°ST" diyenler hiç zaman kaybetmeden yollara düÅŸtüler. Cebinde yol parasından baÅŸka MeteliÄŸi olmayan pek çok insan Ata yurduna koÅŸtu. Akrabalarını(WunekoÅŸ)bulup onların evine yerleÅŸtiler. Aylarca ve hatta yıllarca onların ekmeÄŸine aşına ve iÅŸine ortak oldular. Gıkı çıkmayan o isimsiz Ata yurtlular bu paylaşımı ÅŸeref ve namus bildiler. Yemediler yedirdiler, içmediler içirdiler. Ser verip sır vermediler. Kan kusup "Kızılcık ÅŸurubu içtik" dediler. Ama bizim Ata yurt ve WunekoÅŸ severlerimiz bu durumdan hiç rahatsız olmadılar. Hatta daha çok hizmet ve saygı istediler. Çünkü onlar birer kahramandılar! Nede olsa büyük fedakârlık yapıp Ata yurduna dönmüÅŸlerdi. Onun için akrabaları onları beslemek zorundaydılar. Çünkü kimisi iÅŸini ve kimisi eÅŸini bırakıp gitmiÅŸti. Çok içten ve samimi dönüÅŸçülerden bazı arkadaÅŸlar içinde ailece dönmek isteyenler vardı. Onların durumu parantez içinde(özel) olmak koÅŸulu ile istisnadırlar yapacakları tek ÅŸey breysel olarak hareket etmekti onu yaptılar. Tenzih ederim. Ne yapsın adam eÅŸini öldüremezdi ya. Böylesi bir yurt severe her ÅŸey feda olsun. Elbet teki evlenecek. En ufak bir abartı yok bu tabloda. Hatta eksiÄŸi var. Ä°ÅŸte böylesi bir iliÅŸkiler yumağında bende cebime bir yol parası koyup ver elini Ata yurt dedim. Kimden aÅŸağıyım ki boysa boy kaÅŸsa kaÅŸ, sevgi ise sevgi, bindim bir tayyareye. MüthiÅŸ bir kasılma edasıyla koyuldum yolculuÄŸa. Neye yalan söyleyeyim bölesi bir tayyare yolculuÄŸuna ilk defa çıkıyordum. Korku ve endiÅŸe dolu bir uçuÅŸ yolculuÄŸundan sonra Mineral Vodi(Min Vod)hava limanına indik. Mevsim kıştı. Hava gerçekten çok soÄŸuktu. Buranın, yani Ä°stanbul'un kışına göre giyinmiÅŸtim. Uçaktan inip kontrol noktasına gelinceye dek çektiÄŸim acıyı ömrümce unutamayacağım. Suratıma çerkes kamçısı gibi vuran o sibiryanın dayanılmaz rüzgârlı soÄŸuÄŸu nefesimi kesmiÅŸti. Kontrol binasına girdiÄŸimizde sıcak veya en azından ılık bir hava beklerken, dahada soÄŸuk ve moral bozucu bir atmosferle karşılaÅŸtım. Ä°nsanların yüzüne bakıyordum. Hiç kimsenin yüzünde deÄŸil bir insani gülücük, ılık bir insan suratı bile yoktu.  Herkes somurtkan, aÄŸlamaklı ve hani bir dokunsan bin ah duyarsın misali. Kimseden yüz bulamadım. Kendi kendime

 

             Acaba bunların arasında hiç mi çerkes yok? Diye düÅŸünürken aklıma birine sormak fikri doÄŸdu. Hemen önümdekine önce çerkes ce ve sonra da Türkçe olarak, dilini ve milliyetini sordum. Yanıt Sibirya ÅŸiddetinden dehada soÄŸuk oldu. Rusça yanıt veriyordu. Anlamıyordum. Ama suratından ve gözlerinden ne derece kızgın olduÄŸunu sezebiliyordum. Ne söyleyebilirdim ki, yere baktım. Süt dökmüÅŸ kedi gibi oldum. Bu arada kontroller sürüyordu. Sırası gelen kontrol kabinine yaklaşıyordu.  Kabinde asık suratlı gestapo görünümünde bir görevli oturuyordu. Sırası gelenleri önce bir dakika kadar muayene ediyordu. Tepede uzun bir ayna, saÄŸlı-sollu iki ayna mevcuttu. Yani tepemizi, sağımızı ve solumuzu aynadan, önümüzü de bizzat memur kontrol ediyordu. Arkamız Allaha emanet! Ä°te kaka önüne sürüldüÄŸümüz kontrol memurundan kurtulmuÅŸtum. Ä°çimden "Oh be dünya varmış" dedim. Ama ikinci sınav baÅŸlıyordu. Beni karşılama gelecek olan Karden Muhamet ve Zeyko Ali ortalıkta yoktular. Bir Allahın kulu yardım etmiyordu. Ä°nsanın kendi türü bir baÅŸka insanlar arasında bu denli kendisini insan dışı görmesi ve onu yaÅŸaması ne müthiÅŸ bir çeliÅŸkidir. Ä°ki elimde iki bavul dışarı çıktım. Yalnızlık korkusu içime kadar iÅŸlemiÅŸti. Kendi kendime söyleniyordum. "Yahu zorun ne idi? Yerinden sumu çıktı da buralara düÅŸtün. Oh oldu sana aklın başına gelsin" gibi sözlerle kendimden öç alıyordum. AÄŸlamamak. Ä°çin kendimi zor tutuyordum. Halim kalmamıştı kar, sis duman göz gözü görmüyordu dışarıda. Bavulları taşıyacak gücüm kalmamıştı. Yere baktım avazım çıktığı kadar bağırmaya karar vermiÅŸtim kiraz ötede bir insan sülüeti belirdi. Dikkat kesildim.

 

-Ali vere Muhamet olabilir mi?

Diye içimden geçiriyordum ki

Ali wara sesini duydum.

-sera.

Dedim. Ama o andaki durumumu anlatabilecek sözcüÄŸü bulmam mümkün mü? Sarıldık. ÖpüÅŸtük gelen Ali Zeyko idi. Muhamet Karden arabada bekliyormuÅŸ. Ali iki bavulu da kaptı. "Yürü" diye emir verdi. Araba biraz uzakta. Nedenini de sormadım. Arabaya geldiÄŸimizin farkına varmayan Muhamet'e ince bir fırça çektik. KucaklaÅŸmalar. ÖpüÅŸmeler ve ÅŸakalaÅŸmalar. Bindik arabaya üç saat sonra Çerkese gelebildik Ali lerin evine girdik. Bizi Ali nin hanımı Sveta karşıladı. Sıcacık bir ev. Sofra kurulmuÅŸ. Eve girer girmez gözüme bunlar takıldı. Sveta, kız kardeÅŸim. Annem, Halam, yengem. Ev kendi evim. Bir insan ilk defa gördüÄŸü bir yabancı insana bu kadar yakın olabilir mi? Sanırım çok yalın bir ifade ile bunun adı ÇERKESLÄ°K! BeÅŸ on dakika sonra Karden Muhamet'in eÅŸi, Çurey lerin kızı Lüde geldi. O anı nasıl anlatırım ki; dördümüzün de dili tutuldu. Sadece bilinçsizce kucaklaşıyoruz. Her birimiz hıçkırarak aÄŸlıyoruz. Bırakıyoruz tekrar kucaklaşıyoruz. Ali nin çocukları Zavur ve Zaire uyandılar. Oları da doya doya öptüm. Zeyko Ali'nin de annesi Çuray.Velhasıl sabaha kadar uyumadık. Yedik içtik ve konuÅŸtuk. Ertesi gün ÅŸehri dolaÅŸtık. Mijey MiÅŸa, OhtaaleksandırSaÅŸe. Albert, Sveta'nın ablası Alla, deha pek çok insan  "HoÅŸ geldin" demeye geldi. AÄŸlayanlar ağıt söyleyenler, beni okÅŸayıp öpenler. Dram, Dram, Dram! Çerkes te bir ay kaldım. Dedelerimin çıktığı Besleney köyünü ziyaret ettim.Çurey Lamırza ilerlemiÅŸ yaşına raÄŸmen her ÅŸeyi o kadar net hatırlıyor ki. ÅžaÅŸmamak mümkün deÄŸil. Çurey Osman ve onun amcasının oÄŸlu Urısbıy ile birlikte dörder oÄŸulları ile sürgüne gönderilmiÅŸ. Tabi hemen aklıma gelen ilk ÅŸey

-sizler nasıl kaldınız?

Sorusu oluyor. Onu tam olarak hatırlamamakla birlikte diyor k; O iki amca. ÇocuÄŸu o zaman Çarların askerlerine kötü davranmışlar. Sürgün onlara çıktı. Ayrıca bize sonradan anlattıklarına göre insanlar birbirlerini ispiyonluyorlardı. Haklı-haksız can korkusundan. Bizler bunun örneÄŸini Sovyetler döneminde de yaÅŸadık.

Bir ay Çerkesk'ta Zeyko Ali'nin evinde misafir edildim. Her tülü yokluÄŸa ve zorluÄŸa raÄŸmen Ali ve hanımı Sveta'nın göstermiÅŸ olduÄŸu konukseverliÄŸi hayatım boyunca yüreÄŸimde silinmez bir hatıra olarak taşıyacağım. O güzelim insanlara bir yardımda bulunamıyor olmam her an acı veren müzmin bir yara olarak içimde duruyor. Çünkü onlar o kadar gururlu insanlar ki yaptıklarına karşılık hissi veren her davranış onların yüreÄŸini zedeler. Bu korku nedeniyle sadece sıcak irtibatımı koruyorum. Çerkesk ÅŸehri çok güzel, nüfusu oldukça karmaşık. Rus, Karaçay, Çerkes(AdiÄŸe-Aboizin)ve Nogaylar. Åžehrin ve Cumhuriyetin nüfus çoÄŸunluÄŸu Ruslara ait olmasına raÄŸmen Karaçaylar hâkim. Turanî olan bu Karaçaylar da Çerkes düÅŸmanlığı öylesine yerleÅŸik ki dehÅŸet verici. Nedeni pek açık olmayan bu düÅŸmanlığı ikinci cihan harbinde Stalin tarafından sürgün edilen Karaçay'ların bu sürgünü Çerkes'lerin planladığına baÄŸlamaları göstermektedir. Oysa bu doÄŸru deÄŸildir. Aynı zamanda Kaberdey-Balkar Cumhuriyetinde ki Balkarlar içinde mevcuttur. Her iki Turanî halk Çerkeslere aynı ÅŸiddet ve derecede düÅŸman. Bu durumdan memnun olan baÅŸka halklar da mevcut. Hatta Türkiye'den giden veya gönderilen bazı insanlar bu düÅŸmanlığı dehada derinleÅŸtirmek için çalışmalar yürütüyorlar. Karaçay-Balkarlara maddi destek saÄŸlıyorlar. Kitabın esas konusu olmadığı için, bu kiÅŸi veya kiÅŸileri burada açıklamak istemiyorum. Sadece onlara bir tavsiyede bulunacağım. Åžayet Karaçay-Balkarı seviyorsanız onları kışkırtmayınız. Onlar Çerkeslerle aynı vatanın çocuklarıdır ve birlikte yaÅŸamak zorundadırlar. Kan ve gözyaşından beslenen bu iÅŸsiz ve güçsüz asalakların oyununu bozacak olanlar Karaçay-Balkarın aydın insanlarıdırlar. Bir an önce bunun farkına varmalılar

Daha sonra kızım Tıjın'ıda alarak. Karaçay-Çerkes Cumhuriyetine ikinci ziyaretimi yaptım. Birincisinde olduÄŸundan daha sıcak bir karşılama oldu. Yine Zeyko Ali ve Karden Muhamet. Kızımı bir yıl orada bıraktım. Bir yıl içinde azar azar olmak üzere Rusça ve Çerkesce öÄŸrendi bu arada Ä°ngilizce kursuna devam eden kızım, birazda Ä°ngilizce öÄŸrendi. Bir yılın sonunda Türkiye'ye döndü. Ama Türkiye'de mutlu deÄŸildi artık. Orayı istiyordu. Anne baba olarak aramızda durum deÄŸerlendirmesi yaptık.                                                                                                       

Sonunda Tıjın'ın istediÄŸi doÄŸrultuda karar vererek Tıjın'ı bu defa Kaberdey-Balkar Cumhuriyetindeki Devlet Üniversitesinde okutmaya karar verdik. Kızımızda bu karara katıldı. Tıjın Üniversiteye girdi. Bende Onu ziyaret etmeye baÅŸladım. Ancak maddi sıkıntım vardı. Ona harçlık gönderemiyordum. Yol parası ayrı bir problemdi. Kalacak yerde bir baÅŸka dert. Tıjın Üniversitenin yurdunda kalmaya baÅŸladı. Ama yurtlarda iyi bir manzara içermiyordu. Buna raÄŸmen " hiç yoktan iyidir " mantığı ile yurda karar kılındı.  Tıjın kâh yurtta kâh eÅŸ dostun evinde kalarak üniversiteyi bitirdi. Bu zaman dilimi içinde yine eÅŸ ve dosttan gördüÄŸümüz maddî manevî yardımları burada söylememek en azından nankörlük olur. ÖrneÄŸin AmcaoÄŸlu Dursun Keskin ve aynı soyadı taşımaktan baÅŸka bir yakınlığımızın olmadığı Adil Keskin dostumun maddî yardımlarını ÅŸükran ve minnetle anıyorum. Daha önce oraya gidip yerleÅŸen Sayın Afitap hanımın evinin bir odasını Tıjın'e tahsis ederek göstermiÅŸ olduÄŸu konuk ve yardım severliÄŸe teÅŸekkürü borç sayarım. Daha nicelerine sonsuz teÅŸekkürler.

 

            DeÄŸerli okurlar amacım bir hatıra kitabı yazmak da deÄŸildir. Ancak takdir edersiniz ki insan, maddî ve manevî deÄŸerleri ile var olan bir canlıdır. Acı ve sevincin iç içe, yan yana olduÄŸu bir yaÅŸam yolculuÄŸunda her ÅŸeyi itiraf etmek ve ondan ders çıkarmak baÅŸarının anahtarıdır diye düÅŸünüyorum. Onun için her insanın kendi yaÅŸamından bir kesit bulabileceÄŸi yazı türünü hedefledim. Hele hele bizim gibi sürgün bir halkın çocukları olanlar için Ata Vatanın ve ora ile ilgili söylem ve eylemlerin ne denli önemli olduÄŸu bir dönemde böylesi yazılar yazmak çok da kolay olmasa gerek. Zira halkların tarihinde kiÅŸileri kahramanlık derecesine yükselten veya ihanet çukuruna iten zincirinin baÄŸları çok gevÅŸektir. GeçtiÄŸimiz bu dönem çerkesler için o baÄŸlamda çok kritiktir. Sovyetler BirliÄŸinin beklenmedik bir zamanda beklenmedik tarzda yıkılıp çözülmesi Çerkesler için bir süperizdir. Hele hele yabancı toraklarda yaÅŸayan Çerkesler için sürprizden de öte hayal ötesi bir geliÅŸme olmuÅŸtur. DönüÅŸ ile kalış düÅŸüncesi sarkacının gel gitinde sallanan Çerkes aydınları içinse bir sınav olmuÅŸtur. Bu sınavı kazananla ile kaybedenlerin açık veya gizli çekiÅŸmesi, diyaspora Çerkesleri kadar Atayurt Çerkeslerini de etkilemiÅŸtir. "Kim daha iyi Çerkes  " sorusunun yanıtı bu dönüÅŸ veya kalış çekiÅŸmesinde gizlidir. Atayurt Çerkesleri ÅŸu anda hayal kırıklığı içindedirler. Hatta açık açık söylenip yazılmaktadır. "Türkiye deki Çerkesler, asla buraya dönmezler ve hatta dönebilenleri bile caydırmaya çalışanlar var" demektedirler. Ebetteki bu sonuç ürkütücüdür. Åžimdiler eskiden olduÄŸu gibi dernekçilik oyununa devam edenlerin günlerini gün yapmanın dışında bir program ve plânları yoktur. Zaman zaman Atayurda veya oradan gelen kiÅŸi ve grupları ağırlar gibi yaparak eÄŸleniyorlar. Akılları estiÄŸinde birileri ile kafa bularak zekâlarını test ediyorlar. Hayatları boyunca Kafkasya ve Çerkeslik problemleri olmayan bu insanlar, ne yazık ki yine baÅŸrol oynamayı sürdürüyorlar. Yine zaman zaman  dinci zaman zaman Çerkesci ve yerine göre Türkiyeci hatta dönüÅŸçü olabiliyorlar. Küsüp çekilenler, beÄŸenmeyip dağılanlar, kısaca Mısır Çerkes Memlukları gibi Kalacak olanlar kadrosu oluÅŸtu. Haydı hayırlısı.

 

Kalemine, yüreÄŸine saÄŸlık Ali Abi.09.02.2010

 

 

 

 

7. YAZI

 

Yıllar sonra köyden Merzifon'a göç ettik. Ä°lkokulu bitirdikten sonra yani 1952-57 ders yılında Merzifon'da bulunan 1.Astsb. Haz. Orta Okuluna girdim. Yine aynı yılda benzer bilgi ve söylen-çelerle yıllarım geçti. Erzincan Askeri Lisesi ve oradan da Ankara Harp Okulu, derken 1967 AÄŸustosunda AsteÄŸmen rütbesi ile mezun oldum. Tank sınıfına ayrılmıştım. Bir yılda Etimesgut Tank Sınıfı Okulunda kaldıktan sonra çekilen kura sonucu Ä°stanbul'a tayin oldum. Artık Tank TeÄŸmeniydim. Yani sorumlulukları olan her ÅŸeye dikkat etmesi gereken bir insan.
        
       Ailem daha önce Ä°stanbul'a göç etmesine raÄŸmen ben Ä°stanbul'a yabancıyım Ä°stanbul'da bana yabancı. Ne vaki çok kısa bir zamanda Ä°stanbul'un diÄŸer Anadolu ÅŸehirlerine benzemediÄŸini keÅŸfettim. Ä°stanbul o tarih de bile bir dünya kenti idi. Ä°çine girdikçe çok farklı kültürlerin yan yana ve iç içe geçtiÄŸini gördüm. Böyle bir dünyada kıta ile ev arasında sıkışıp kalmanın mümkün olmağını  içim acıyarak duyumsadım. Aile okul ve toplum. Bermuda üçgeni. Bu üçgende yaÅŸamanın ne ifade ettiÄŸini Ä°stanbul'a geldiÄŸimde öÄŸrendim. Hangi çevreden olursanız olununuz, nereden gelirseniz geliniz. Ä°stanbul kendi kuralları dışında kalan herkesi reddeder. Onun için farklı kültürler burada kendi aralarında örgütlenirler. Aksi durumda uyumsuzluk, yalnızlık korkusu yaratır. Ve baÅŸlarsınız kendinize uygun bir ortam aramaya. Maalesef bende uyamadım ve baÅŸladım kendi ortamımı aramaya. Ana dilim Çerksce idi. Aile içinde ÇerkeÅŸ töreleri geçerliydi. Her ÅŸeyimiz ÇerkeÅŸlik üzerine olurdu. Sohbet, arkadaÅŸlık, flört. Aileden aldığım ilk öÄŸreti bunlardı. Okul ve toplum bu temel üzerine bazı ÅŸeyleri inÅŸa etti. Ama temel öÄŸreti sürekli olarak tazeliÄŸini korudu. Bundan hiç kurtulamadım. Belki bunun nedeni okul sırsısında YAÅžAR SEYMEN isimli bir Yedek Subayın "Çerkesçe" konuÅŸtuÄŸum için bana verdiÄŸi cezadır. Böyle karmaşık durumlar içinde, bu koca kentte bana benzeyen ve benden olan insanları aramaya baÅŸladım. Daha önce Ankara'da okurken tanıdığım ÇerkeÅŸ arkadaÅŸlar ve Kafkas Kültür DerneÄŸi mensupları ile bir çevrem olmuÅŸtu. Ama sadece hoÅŸ vakit geçirmekten öte bir ÅŸey vermedi bana.
 
       Ancak merhum Sayın Ä°zzet Aydemir'in o gün koÅŸullarına göre çok uç sayılabilecek"Babayurduna dönüÅŸ" söylemi dışında elle tutulur bir hedef kavram yoktu.
 
       Görevim gereÄŸi Ä°stanbul-Üsküdar'da maddi imkânlarıma uygun bir ev kiraladım. Bu evde BaÄŸlar başı Kafkas Kültü DerneÄŸine yakındı. Fırsat buldukça derneÄŸe gidip gelmeye baÅŸladım. Kısa zamanda çok deÄŸerli genç arkadaÅŸlarla tanıştım. Kimileri öÄŸrenci ve kimileri de çeÅŸitli iÅŸ kollarında çalışıyordu. O günlerde saÄŸ-sol düÅŸüncesi zirvede idi.mutlaka birine yakin olmak, en azından birilerine öyle görünmek zorunlu hale gelmiÅŸti. Tıpkı bu gün olduÄŸu gibi. Åžimdi moda dindar görünme. Herhalde Türkiye  insanının kaderi bu. Neye yalan söyleyeyim sol görüÅŸü benimsemiÅŸtim. Bunda çok semimi idim ve hatta "devrim olacak herkes oturduÄŸu evin sahibi olacak"sloganı dolaşıyordu. Bende bu inançla daha güzel daha pahallı eve çıkmıştım. Tabi hiç biri olmadı. Dernekte her türden görüÅŸ tartışılıyordu. Sol güdüÅŸlü Ä°nanlar çoÄŸunlukta idi. En azından öyle görünüyordu."DÖNÜÅž" fikri iyice öne çıkıştı. Bende "DÖNÜÅž" taraftarıydım. Hatta bu fikri paylaÅŸan birkaç idealist  arkadaÅŸla bir yayın organı çıkartmayı kararlaÅŸtırdık. Uzun uzun tartışdık. Sonunda "KAMÇÄ°" isimli bir siyasi gazetenin çıkartılmasına karar verdik. Dokuz sayı çıktı. Maddi imkânsızlıklar içinde iken 12 Mart darbesi oldu. Bizde yayına son verdik. Çok tartışmalı bir yayın organı oldu. Çünkü söylemlerimizi çok aşırı bulanlar vardı. Ä°ÅŸte tam bu günlerde yani 1971-1972 arası Karaçay-Çerkesten bir coÄŸrafya doçenti olan Rauf Borey Ä°stanbul'a geldi. Abartısız söylüyorum Ä°stanbul'da yer yerinden oynadı. Herkesi bir talaÅŸ almıştı. Çünkü Sovyetlerden gelen Çerkes azılı bir komünistti. Åžimdi böylesi bir komünistle görüÅŸmek kimin haddine? Hepimiz korkuyorduk. Belli etmemeye çalışıyorduk. Ama üçbuçukda atıyorduk. Neyse korka korka derneÄŸe getirdiler. Ona dernekte bir Çerkes düÄŸün gösterisi sunduk.
 
       Sora bazı arkadaÅŸlar misafiri ekonomik durumu iyi olan birkaç büyüÄŸümüzle tanıştırdılar. Çünkü onu misafir edecek imkânı olan kiÅŸi ve aile sayısı sınırlıydı. ÖrneÄŸin Rahmetli Sayın Yasin Çelikıran ve Profesör Sayın Hayrı Domaniç bunlar dan  biri idiler. Ayrıca maddi durumu iyi olmasıda yetmiyordu. Ayrıca gelen misafirle görüÅŸmek o dönemde cesaret isterdi Çünkü onlar komüministtiler. Bu arada Av. Rahmi Tuna'nın da hakkını teslim edelim ki O da çok çile çekti. O sisli ve puslu günler su gibi akıp giderken bu defa Kaberdey-Balkar Cumhuriyetinden üç kiÅŸilik bir grup geldi Ä°stanbul'a. KOUFO HAÇÄ°M, HAFÄ°TSE MUHAMED VE Somaho Sultan. Sayın Rauf Borey'dan sonra gelen üç kiÅŸi çok daha etkileyici oldu. Zira söylemleri çok farklıydı. Özellikle Hafitse Muhammed her söylem ve hareketi ile fırtınalar yaratıyordu. Çünkü Muhammed Çerkes Halkı ve onların dillerinden ve kültürlerinden söz ediyordu. Çerkesce kitaplar dağıtıyor ve çerkesçe ÅŸiirler okuyordu. Kısa zamanda dinleyen ve duyanları etkilemiÅŸti. Herkes her yerde ondan bahsediyordu."Hafitse" diyor baÅŸka bir ÅŸey demiyordu. Onun ismi artık Anayurt Kafkasya ile özdekleÅŸmiÅŸti. ÇoÄŸu insan onunla görüÅŸüp konuÅŸtuÄŸunu söylerken  gururlanırdı. Hatta görüÅŸmeyenler bu durumu kıskanırdı. Tüm içtenliÄŸimle itiraf etmeliyim ki belki en çok etkilenen bendim. Onu tanıdıktan sonra Kafkasya'ya dönmek benim için  yaÅŸamsal bir umuda dönüÅŸtü. ÇoÄŸu insan içinde öyle. DönüÅŸçüler daha çok bilendi. Tekrar altını çizerek söylüyorum ki. Bu gün Hafitse Muhamed'e burun kıvıranlar yıllarca onunla  görüÅŸebilmek ve bir kez onunla konuÅŸabilmek için çırpınmışlardır. Ebetteki zaman her ÅŸeyin ilacıdır. Ne vaki zaman geri gelmez, ama geçmiÅŸi inkâr etmez. FotoÄŸraflarsa söylenenlerin tanığıdır. O tanıkları dinlemek, anlamak ve görmek istemeyene her ÅŸeyi anlatırlar. Bu ziyarette baÅŸrol Ä°stanbul Kafkas Kültür DerneÄŸi ve onun baÅŸkanı Merhum Sait Åžardum idi. Orada geçen bir konuÅŸmayı hatırlayanlar elbette vardır. Dernek binası daha doÄŸrusu küçük salonu tıklım tıklımdı. Her zaman olduÄŸu gibi ön sıralar daha önce doÄŸmuÅŸlara ayrılmıştı. Kürsüde misafirlerin Thamadesi KOUFO Haçım konuÅŸma yapıyordu. Yani Ata Yurttaki yaÅŸamlarını anlatıyordu. Kafkasya ile ilgili genel bilgiler sunmaya çalışıyordu. Dinleyicilerin çoÄŸu arkada ayakta duruyorduk. Bir ara ön sırada oturan dinleyicilerden (Çerkesçe olarak)
      -Delikanlı bizde fabrikalar, çiftlikler ve sürüler var. Sen söylermisin bize Orada çocukları SÜNNET ediyorlar mı?
      -Salonda anında ölü sessizliÄŸi oldu Adeta mezarlıkta idik. Herkes birbirine baktı.  
      "Allah Allah buda nereden çıktı"" der gibi idik. Koufo Haçim'in sesi kesici. Yutkundu. Etrafa bir göz gezdirdi ve ekledi(Çerkesçe olarak)
      Vallahi bilmiyorum. Nasıl kanıtlamam gerekiyor.
Salon birden karıştı. Küfredenler. Salonu terk edenler oldu. Bu anı hiç unutmadım. Halen utanıyorum. Hey gidinin günleri. Geçti gitti. Sonra Türkiye'de darbe üstüne darbe oldu. Sol budandı. Dernekler kapandı. Ä°ÅŸkence, tutuklama ve idamlar birbirini takip etti. Acı üstüne acı nice yiÄŸitler ipe çekildi. Yılların birikimi kültür yüklü insanlar bir hiç yere yok edildi.
Vatan, millet ve din üstüne nutuklar atıldı. Ne beklenmedik yüzler ortaya çıktı. Milli birlik ve barbalık için tüm aydınlar  ve yetiÅŸmiÅŸ kadrolar tasfiye edildi.
Artık vatan kurtulmuÅŸtu. Åžimdilerde ciyak ciyak bağıran ülkücü milliyetçiler. Din bezirgâncı akıncılar. Milli Türk Talebe birliÄŸi neferleri bir olup devrimci düÅŸünce tarafı olan her ÅŸeyi ve herkesi acımasızca ezdiler ve yok ettiler. Bu arada yan çizenler, ihanet edeler, dönenler oldu. Ortalık sus pus kesildi. Ve dönem böyle kapandı.(1960-1971 ve 1980)

 

 

 

6. YAZI

 

AKADEMÄ°SYEN, ARAÅžTIRMACI - YAZAR  Ali ÇUREY'in  ''HAFÄ°STE MUHAMED ÇERKES BÄ°R GAZETECI'' Ä°SÄ°MLÄ° KÄ°TABINDAN BÄ°R ALINTI. HEÅžEHRÄ°LERÄ°LERÄ°MLE PAYLAÅžMAK Ä°STEDÄ°M.

 

      Ä°ki katlı evimizin altı (BO)denilen ahır,üstü beÅŸ odalıydı.Dış ve oda zemini sıvaları hariç temamı orman ürünü aÄŸaçtan olan bu köy evinin kullanımı çok rahat ve pratikti.Üst kata tahta merdivenlerle çıkılırdı.Merdivenin son basamağından itibaren beÅŸaltı merte uzunluÄŸunda,iki metre geniÅŸliÄŸinde yine tahdadan mamül balkona çıkılırdı.Bu balkondan bir kapı,iç odaları ikiye bölen uzun ve geniÅŸ bir höle,bir diÄŸer kapıda içiçe geçmeli misafir odasına açılırdı.Hemen hemen her çerkes evinde olduÄŸu gibimisafir odası zamanın koÅŸullarına göre lüks sayılabilecek bir donanıma sahipti.Pencereleri çift camlı ve çift kanatlıydı.Odanın her köÅŸesi günün her saatide ışık alırdı.Çift kapılı ceviz aÄŸacından oymalı gömme dolapları vardı.Dolabın bir böçlümü banyo için,bir diÄŸer bölümü misafirlere ait yatak ve  banyo takımları için ayrılmıştı.Koyun yününden mamül yorgan,döÅŸek,yastık ve yatak örtülerive yüz havlusu bir sandık içinde muhafaza edilirdi.Bir baÅŸka sandıkda çay,ÅŸeker ve saadece misafirlere çıkarılan yemek takımı saklanırdı.Misafir sayısına göre yatak veya yataklar yere serilirdi.Misafiler tek ailenin aÄŸrılayamacağı kadar çok olursa komÅŸular arasında pay edilirdi.Bu süreç kendiliÄŸinden iÅŸleyen bir mekanizma gibiydi. Oda pencerelerinin on santimrtre altında baÅŸlamak üzere oda duvarları uzunluÄŸnda simetrik olarak seksen santimerte geniÅŸliÄŸinde,atmış santimetre yüksekliÄŸinde tahdadan iki sedir mevcuttu.Bu sedirin altı boÅŸ dururdu.Açılabilen kapıcıkları vardı Onun içinde çok muntazam olarak kesilmiÅŸ odunlar ve onları tutuÅŸturmak için çıralar mevcuttu.Oda da mevcut ÅŸömine çok soÄŸuk havalarda sabaha kadar yakılırdı.Sözkunusu odunlar misafirlerce gerektiÄŸinde kullanılırdı.Sedilerin üstünde koyun postekisi ve onlarla birlikte tavuk tüylü köÅŸe yastıkları  vardı.Misafirler sedirde otururlarken bu yastıklara arkalarını dayarlardı.Yemekten önce ve sonra misafirler mutlaka ellerini ve ağızlarını yıkarlardı.Bu misafilere hizmet genç kız veya erkekler tafından yürütülürdü. Bu gençler daha önce yetiÅŸtirilmiÅŸ olurdu.Misafire nasıl hizmet verileceÄŸinin bilincinde olan bu genç insanların mahareti modern dünyanın 'GARSON' DediÄŸi insanların hizmet anlayiÅŸlarının da ötesindeydi.Çükü olar bu iÅŸi para karşılığı deÄŸil,temamen gönüllülük iliÅŸkisi içerdiÄŸi için daha samimi ve içten olurdu.

Yani bi menfaatleri yoktu.Tek menfaatleri ve beklentileri kusursuz hizmet vermekti.Katlı evlerde tüvaletler,holün sonunda yarım(s)ÅŸeklinde oludu.Tek katlı evlerde ise evin yüz metre kadar uzaklığında bir yerde bulunurdu.Tüvaletler de ibrik,sabun ve havlu bulunurdu.Bu bahçe tüvaletleri derin çukurlu olurdu.AÄŸaçdan mamül olmalarına raÄŸmen beyaz kireç badanalı idiler.Yemek misafir odasında kurulan üç ayaklı yemek masasında yenilirdi.Bu masanın yüksekliÄŸi yerden elliatmış santimetre kadardı.Yemek yerken misafir veya misafilerin yanında ev sahibi veva yakın akrabalarından birisi eÅŸlik ederdi.Hizmet ise bir baÅŸka genç tarafından yürütülürdü.YemeÄŸe baÅŸlamadan önce mutlaka bir 'HOH'yapılırdı.Bu glenek islamiyetle brlikde anlam va biçim deÄŸiÅŸtirdi.Misafilere kim olduÄŸu ve ne zaman gideceÄŸi ve ne iÅŸ yaptığı sorulmazdı.Saadece rahat edip etmediÄŸi ve bir isteÄŸinin olup olmadığı sorulabilirdi.Kısaca anlatmaya çalıştığım bu tablo içinde doÄŸan ve büyüyen ben,hayatım boyunca etkisinden kurtulamadığım ama hiç bir zamanda tekrar yaÅŸayamadığım bir anı olarak kaldı

SoÄŸuk,soÄŸuktan öte iliklerimi donduran bir kış gecesinde derinden gelen yanık bir köpek havlama  sesi ile uyandım.Üstümdeki yorgan ayak uçlarıma kadar kaymıştı. Tek ısıtma aracımız olan ÅŸöminede ateÅŸ çoktan sönmüÅŸtü.Kar tanelerinin ölesiye dövdüÄŸü odnın tek penceresinden gele ölü aydınlık ise içime dayanılmaz bir korku salıyordu.Yorganı usulce başıma doÄŸru çekerken gözlermi korkudan açamıyodum.O gece tek başıma yatıyordum.AÄŸabelerimi halam almıştı.O anda yamımda bir canlı bulabilmek için duyduÄŸum arzuyu anlatabilmek ne mümkün.Yorganın altında saklanmaya çalışıyor ve gözlerimi açamıyordum.Çükü oda çok karanlıktı.O ölü ışık bile yoktu artık.Korkudan nefesimi tutmuÅŸ ,bana saldıracak ecinnileri beklerken derinden bir ses duyar gibi oldum.Kulak kesildim.Evet bir ses duyuyordum.Annemin sesi.O hiç unutamadığım sıcak anne sesi KUÅžUK KUÅžUK SERÄ° SERÄ°(Ortanca oÄŸlum benim benim)anlamında bir tümce. Çok heycanlamiÅŸtım..Zira annem geliyordu. Annem yatağıma girdi.Yanıma sokuldu.Beni baÄŸrına bastı.Öptü.OkÅŸadı.Kokladı 'Çokmu korktun oÄŸlum 'cümlesini bir iki kez tekrarladı.Ses çıkaramadım.Sadece daha çok sokuldum anne koynuna.O ne müthiÅŸ bir sevgi.O ne doyulmaz bir koku. Anne kokusu...

 Bana sorsalar;

  -Dünyada en güzel kokuyu tarif edemisin? diye

   Yanıtım

  -Anne kokusu olur. Evet gerçekten anne kokusu en müthiÅŸ bir çiçek kokusudur.O güzel koku ile ölümüne bir uykuya yattım.En modern ve lüks otel odalarında dahi böylesine bir uykuya ve huzuru bulmak mümkün mü acaba?

        Ertesi gün, yani sabah, her zaman olduÄŸu gibi baÅŸladı. Kahvaltı niyetine alel acele bir ÅŸeyler atıştırmak. Kah hayvanları dışarı çıkartıp, altlarını temizlemek.

Hayvanlar karların üzerine  atılmış kuru otları yerken, saÄŸmal olanlardan sütünü saÄŸmak. Tabi bu annemin iÅŸiydi. Elinde kova ile annem o inekten bu ineÄŸe koÅŸtururken, bende diÄŸer hayvanları tekrar ahıra alıp onları yemliklerine baÄŸlardım. Babam,aÄŸabeylerim genellikle baÅŸka iÅŸte olurdu. ÖrneÄŸin odun getirmek için ormana gitmek. Veya bir baÅŸka komÅŸunun iÅŸine yardım etmek gibi. Tüm hayvanlar tekrar ahırdaki yerlerine baÄŸlandıktan sonra önlerine kaya tuzu konurdu. Sonra öÄŸlen vakti yemek, odun kırmak,kırılan odunları evin içine taşımak. ÇeÅŸmeden su getirmek gibi rutin görevler baÅŸlardı. Bunlar hemen hemen her gün tekrarlanırdı. AkÅŸam olduÄŸunda içimi karanlık korkusu sarardı. Ama kimsye bir ÅŸey diyemezdim. Çünkü halalrım.'Erkek adam korkmaz' derdi. Bende kendimi ona göre hazırlardım. Ama ne mümkün korkudan tir tir titrerdim. Uzun kış gecelerinde halalrım daha doÄŸrusu babamın halaları Kafkasya'dan sık sık bahsederlerdi. SavaÅŸ hikayelerini anlatırlardı. Bazen de hıçkıra hıçkıra aÄŸlarlardı. Ben bunlara bir mana veremezdim. Sadece üzülüürdüm.'Kıtlık'sözcüÄŸünü Çerkesçe olarak söylerlerdi. Bunu da yıllar sonra öÄŸrendim. Çarıkları ıslatıp. yumuÅŸatıp,ateÅŸte tütsüleyip nasıl yediklerini anlatırlardı. Babamın halaları Bibe.Zızu,Hacrethan'dı

Dedem Murat, Sarıkamış harekatında ölmüÅŸtü.. Öyle haber gelmiÅŸti.HoÅŸ onunda ne kadar doÄŸru olduÄŸunu bilen de yoktu. Sadece onunla birlikte askere giden yetmiÅŸbeÅŸ kiÅŸiden köye saÄŸ olarak dönebilen üç kiÅŸinin aÄŸzından duymuÅŸlardı. Dedem Murat'ın bu savaÅŸta nasıl öldüÄŸünü hep merak ederdim. Bir gün merada koyunları otlatırken, ÅŸehirden dönen ( Merzifon) köyün en yaÅŸlılarından GUNAN dedeyi gördüm. Daha önce dedmin öldüÄŸünü gören ve haberi getirennin GUNAN dede olduÄŸunu duymuÅŸtum. Ä°nanılmaz bir duygu beni zorluyordu.

      -KoÅŸ GUNAN dedeyi yakala ve ona Murat dedem nasıl öldü sor diye. O heyecan ve arzu ile GUNAN dedenin önüne atladım. ÅžaÅŸkınlık içinde beni izleyen diÄŸer atlıların bakışları içinde GUNAN dedenin atının yularına sarıldım. Ne olduÄŸunu oda anlamamıştı. Kendilerinde yiyecek bir ÅŸeyler istediÄŸim düÅŸüncesiyle olacak ki Çerkesçe;

       -Ne istiyorsun oÄŸlum. Simit ve ÅŸeker yok. Ama ÅŸehir ekmeÄŸi var. Ondan vereyim mi? diye seslendi. Hem konuÅŸuyor. Hem de yürüyordu. Bende sıkı sıkıya tuttuÄŸum atının yularını hiç bırakmıyordum. Ne istediÄŸimi ona Çerkesçe olarak iletmeye çalışıyordum. Bağıra bağıra soruyordum;

       -Murat dedem nasıl öldü? bana anlat. Gunan dedenin renginin sarardığını ve nefesinin kesildiÄŸini abartısız söylebilirim. Atlılardan ayrılıdı ve atından indi. Yuları elimden aldı. DiÄŸerlerine -Siz gidin-gibisine başını saÄŸ omuzuna doÄŸru eÄŸdi. Yoldan saptı. Çayırlık bir yerde durdu ve atının yularınıda sıkı sıkıya tutuyordu. Gözleime derin derin baktı. Tek gözü çok açık deÄŸildi. Açılıp kapanıyordu. Hiç unutamıyorum. O yarı açık gözünüde tamamen açıldığı anı.Sanki yarı kör olan gözü tekrar hayat bulmuÅŸtu. Ä°ki gözüde canlı  ve diriydi. Birkaç dakika öylesine baka kaldı. Kim bilir içinden ' Bu küçücük çocuk dedesinin nasıl öldüÄŸünü ne yapacak' mı diyordu. Veyahut o acılı günleri tekrar mı yaşıyordu? Bilemiyorum.Sonra baÅŸladı anlatmaya; (Tabi Çerkesçe)

       -Aynı tarih ve günlerde bu beÅŸ köyden yetmiÅŸbeÅŸ delikanlı birlikte Merzifon'a     ve oradan da Amasya'ya gittik.Bizm gibi diÄŸer türk köylerinden de ghençler vardı.Çok kalabalıktık.Herkes korku ve telaÅŸ içinde idi.Elbiselerimiz yırtık ve yamalıydı.Yiyecekler yok denilecek kadar azdı.Hemen hemen hekesin elinde çeÅŸitli renkte bezlere sarılı azıkları ve yollukları vardı.Benimde kurutulmuÅŸ et ve peynirim vardı.DiÄŸerlerini bilmiyorum.Anababa günüydü.Kimse kimseyle ilgilenmiyordu.Çünkü can pazarıydı.Nereye gittiÄŸimizi,niçin gittiÄŸimizi ve ne zaman döneceÄŸimizi bilmiyorduk.Ä°sim isim ayırdılar.Kara vagonlara doldurdular.Tek cümle dolaşıyordu.''Ruslarla ÅŸavaÅŸa gidiyoruz''O Ruslar nerede bilen yoktu.

         YolculuÄŸumuz kaç gün kaç gece sürdü hatırlamıyorum.Köyden birlikte çıktığımız bunca insan(yetmiÅŸbeÅŸ kiÅŸi)nerede.

Sadece deden ben ve orta köyden birkaç kiÅŸiden baÅŸka kimseyi göremiyordum.DiÄŸerleri belki de baÅŸka bir vagonda idiler.Kars'a daha doÄŸrusu Sarıkamış'a geldiÄŸimizi söylediler.Nevarki vakit gece olduÄŸu için, deÄŸil geldiÄŸimiz yeri,birbirimizi bile göremiyorduk.Çok sessiz olmamız gerektiÄŸini fısıldaşıyoduk.

Sonra sabah oldu.Vgonlardan indirildik.Toplu halde eski bir kışlaya doldurulduk.O anda hastalananlar,bayılıp yere düÅŸenler,açlıktan yürüyemeyenler vardı.Gene dedeni ÅŸöyle bir gördüm.KnuÅŸmadık.Sadece bakışdık.Ama anladım ki çok yorgundu.Yüzüde oldukca solgundu.Bir gün Sarıkamışta,o eski binada bekletildik.AkÅŸama doÄŸru yani karanlık basınca bizleri gruplara ayırdılar.Ä°isim okumak falan deÄŸil.Sayarak,yediÅŸer,onar gruplar halinde,ÅŸimdi ismini hataırlayamadığım bir köyün içinden daÄŸlara doÄŸru koyulduk.Hava çok soÄŸuktu.Karakıştı.Önümüzde kürek yüklü katırlar vardı sadece iki kiÅŸinin yan yana yürüyebileceÄŸi dar bir patika açabiliyorlardı.Ağır aksak yolumuza devam ediyorduk.Arada yüksek bir sesle''Hiç kimse birÅŸey yemesin ve içmesin''Emrini alıyoduk.Kimse kimseyi tanımıyor ve hiç kimse bir biri ile konuÅŸmiyodu.AkÅŸama kadar yürüdük.Çok az olmak üzere dinleniyoduk.Önümüzde yürüyen birkaç askerin yere düÅŸtüÄŸünü gördüm.Onlarla kimse ilgilenmiyordu. Ne olduklarınıda bilen yok. AkÅŸama doÄŸru ulaÅŸtığımız bir yerde çadırların kurulacağına dair bir emir verildi. Her birimiz kurulacak çadırlar için görev aldık. Zar zor çadırlar kuruldu. Ama sadece kuru bir çadır. Ä°çi kar dolu.Ellerimiz soÄŸuktan tutmaz halde. Ben kendimi bir çadırın içine attım. DaÄŸarcığımın içinde kurutulmuÅŸ peynir ve et vardı. Onlardan bir parça yedim. Sabaha kadar yarı uykulu, yarı uyanık yattım. Çadırdan dışarı çıktığımızda dedeni bir baÅŸka çadırın önünde yere eÄŸilmiÅŸ çoraplarını düzeltirken gördüm. Yanına gittim.Çok bitkindi. Açtı ve hastaydı.Ona biraz peynir ve et vermek istedimsede almadı Sonra ayrıldık. Bir daha göremedim. Duydum ki bir gece soÄŸuktan donmuÅŸ, yani ölmüÅŸ. GUNAN dedenin anlattıklarını nefes almadan dinledim. GUNAN dede kalktı ve atı ile birlikte köye doÄŸru yürüdü. Bense oturduÄŸum yerden sadece onun nasıl saÄŸ kaldığının yanıtını verebilecek dedenin hayali içinde dala kaldım.

 

 

              Kitap bir birinden etkileyici yaÅŸanmış öykülerle devam ediyor.Okurken bitirmeden brkamadım.Zaman zaman duygulandım.(Laf aramızda aÄŸladım da)EmeÄŸine,kalemine ve yüreÄŸine saÄŸlık Ali  Abi.Ayrıca hediye ettiÄŸin deÄŸerli kıtapları kütüphaneme kazandırdığın ve deÄŸerli kültür adamımız Hafiste Muhamet gibi deÄŸerli insanımızın var olduÄŸunu bilmemize vesile olduÄŸun için teÅŸekkürler Ali Abi.

             Ben Ali abi ile 2000 yılında Ankara da Kafkas derneÄŸinin Åžube baÅŸkanları toplantısında tanışdım.Okadar sevmiÅŸtim ki gönül bağım hiç gevÅŸemedi.Geçen hafta yeÄŸenım Mahmut ün düÄŸününe davet ettim.TeÅŸrif ederek Beni onulandırdı.Ä°nternet sitsini bu vesile ile buldum.Çok yararlanacama kesin inanıyorum.Tekrar  teÅŸekkürler Ali Abi.Saygılar sunuyorum.

 

 

 

 

 

5. YAZI - KİŞİLİK

 

Sınıf, öÄŸrencilerin gürültü patırtısı ile sallanırken, sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye geçiyor. TebeÅŸirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. "Bakın!" diyor. "Bu kiÅŸiliktir. Hayatta sahip olabileceÄŸiniz en deÄŸerli ÅŸey..." Sonra 1'in yanına bir sıfır (0) koyuyor: "Bu baÅŸarıdır. BaÅŸarılı bir kiÅŸilik 1'i 10 yapar. Bir sıfır daha... Bu, tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz." Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... Disiplin... Eklenen her yeni sıfırın, kiÅŸiliÄŸi 10 kat zenginleÅŸtirdiÄŸini anlatıyor hoca... Sonra eline silgiyi alıp en baÅŸtaki 1'i siliyor. Ve Sözünü ÅŸu ÅŸekilde bitiriyor : "KiÅŸiliÄŸiniz yoksa, diÄŸerleri hiçtir!"

 

Bu denli önemli kiÅŸiliÄŸin ne olduÄŸunu Alexis Carrel in kaleminden paylaÅŸmaya ne dersiniz?

KİŞİLİK

"Uygarlığın son gayesi insan kişiliğinin gelişmesidir."

Alexis Carrel

Ä°nsanın,  ilgi, yetenek, tutum, davranış, dış görünüÅŸ gibi düÅŸünsel ya da fiziksel özellikler bütününü kiÅŸilik olarak tanımlayabiliriz. Ä°nsan yaÅŸamının her evresini kapsayan tüm faaliyetler kiÅŸiliÄŸin etki alanına girerken, kiÅŸilik de faaliyetlerin etki alanında önemli ölçüde yer tutmaktadır. Faaliyetleri, yaÅŸamı oluÅŸturan unsurlar bütünü olarak ele aldığımızda, yaÅŸamı yönlendiren birincil öÄŸe konumuna insanın kiÅŸiliÄŸini getirebiliriz. KiÅŸiliÄŸin geliÅŸimi ve deÄŸiÅŸimi, kiÅŸinin içinde yer aldığı her türlü fiziksel, ruhsal ve duygusal oluÅŸumlarla baÄŸlantılı olarak çeÅŸitli zaman birimleri içerisinde ÅŸekillenecektir. Bu oluÅŸumlar, bir takım kiÅŸilik özelliklerinin ortaya çıkmasını destekleyici, bir kısım özellikleri de geri planda bırakıcı nitelikte olabilir.

Fransız yazar Alphonse Karr ÅŸöyle söylemiÅŸtir. " Herkesin üç kiÅŸiliÄŸi vardır: Ortaya çıkardığı, sahip olduÄŸu, sahip olduÄŸunu sandığı." Bu kiÅŸilikler, zamana, mekana çeÅŸitli koÅŸullara baÄŸlı olarak, birey tarafından bilinçli ya da tamamen bilinç dışı sergilenen davranış ve tutumlarla kendini ortaya koyar. Bireyin sahip olduÄŸu kiÅŸiliÄŸin müdahale edilebilen ve edilemeyen yanları vardır. EÄŸitimin kiÅŸilik geliÅŸimi üzerine etkisi tartışılmaz bir olgudur. Genetik faktörler deÄŸiÅŸtirilemez fakat beceri ve dış görünüÅŸ gibi genetik faktörlerle ilintili özellikler yönlendirilip, geliÅŸtirilebilir. Önemli olan nokta, kiÅŸinin geliÅŸime en açık olduÄŸu dönemde eÄŸitime baÅŸlanmalı ve sistematik bir program uygulanmalıdır. EÄŸitim sürecinde bireye sadece bir ÅŸeyler öÄŸretmek yeterli deÄŸildir, bu eÄŸitimin sürekliliÄŸinin saÄŸlanabilmesi için, öÄŸrenmeyi de öÄŸretmek gereklidir ki, bireyin hayatının her aÅŸamasını kaplamalı, yaÅŸantısıyla iç içe devam edebilecek nitelikte olmalıdır. KiÅŸi zamanla bu eÄŸitim ve geliÅŸimin gerekliliÄŸini benimsemeli ve kendi kendini eÄŸitmeyi öÄŸrenebilecek seviyeye gelmelidir. Bireyin kendini tanıması da bu sürece katkıda bulunacak önemli bir faktördür. Hatta bireyin eÄŸitimi ve geliÅŸimine fayda saÄŸlayacak en büyük etken yine bireyin kendisidir.

KiÅŸilik, bireyin kim olduÄŸu sorusunun karşılığı olup; neyi, nasıl yapacağının, karşılaÅŸacağı olaylara nasıl tepkiler vereceÄŸinin, insanlarla olan iliÅŸkilerinin ve çevresini nasıl deÄŸerlendireceÄŸinin genel bir görüntüsüdür. Birey kendisini yeterli ölçüde tanıdığı ve çevresinde bulunan insanlar onun hakkında bilgi sahibi olduÄŸu takdirde geliÅŸim süreci birey açısından daha verimli bir hale getirilmiÅŸ olur. Bireye nasıl bir kiÅŸiliÄŸe sahip olmak istediÄŸi sorulduÄŸun da alınan cevap, dışarıdan bir gözlemcinin algıladığı kiÅŸilik özelliklerine benzer yanlar taşıyorsa ya kiÅŸi "ne olduÄŸunu" biliyor, ya da "ne olmak istediÄŸini" biliyordur. Çevresine yansıttığı ya da yansıtmadığı davranışları ile tanımlanan kiÅŸiliÄŸi, kendi bilinci doÄŸrultusunda olabilir, bilinci dışında da gerçekleÅŸebilir.

Bireyin kiÅŸilik geliÅŸimine yardımcı olacak birincil faktörler kiÅŸinin en yakın çevresi ve içinde bulunduÄŸu koÅŸullardır. Çevreyi ve koÅŸulları birey için uygun hale getirmek her zaman mümkün olmayacağı için, kiÅŸiye sahip olduÄŸu koÅŸullar doÄŸrultusunda bir geliÅŸim süreci sunulmalıdır. Ancak bu sürecin baÅŸlayacağı zaman dilimi de çok büyük önem taşımaktadır. Çocuklukta verilmeye baÅŸlanan bir eÄŸitim ile daha ileri de, gençlik yıllarında verilmeye baÅŸlanan eÄŸitim arasında içeriksel ve süreçsel farklılıklar olacağı gibi, alınan sonuçlarda da büyük farklılıklar olacaktır. YaÅŸ ilerledikçe kiÅŸilik oturmaya baÅŸlar ve deÄŸiÅŸtirilebilir yanları hızla azalır. DeÄŸiÅŸtirilmek için çok geç kalınmış yanlış kiÅŸilik özelliklerini ısrarla deÄŸiÅŸtirmeye çalışmak o kiÅŸiye hiçbir fayda saÄŸlamaz, aksine kiÅŸilik bozukluklarına yol açar. Erken müdahale her zaman daha yapıcı sonuçlar verir.

GeliÅŸmiÅŸ toplumlara baktığımızda bireyselleÅŸmenin çok önemli hale geldiÄŸini görüyoruz. KiÅŸiliklerini saÄŸlıklı bir ÅŸekilde tamamlamayı baÅŸarabilen bireyler kendi kendilerini yönetebilecek düzeye gelirler ve bu seviyedeki insanların çokluÄŸu toplumun da saÄŸlıklı geliÅŸimine büyük ölçüde katkı saÄŸlar.

 

 

 

 

 

 

 

4. Yazı

 

EMPATÄ°

 

MeÅŸhur Nasrettin Hoca fıkrasıdır. Hoca merhum, bir gün çatısını aktarırken dengesini kaybederek yere düÅŸer. Tüm köy halkı başına toplanır. Her kafadan bir ses çıkmaya baÅŸlar. Herkes kendine göre duruma bir çare bulmaya çalışır.

Kimi Hoca'ya kıpırdamadan yatmasını salık verir, kimi de doktor aramaya koyulur. Tam bu sırada, çektiÄŸi acıdan olsa gerek, hayli öfkeli bir ÅŸekilde söylenen Nasrettin Hoca'nın gür sesi ortalığı çınlatır: "Bırakın doktor aramayı yahu. Bana damdan düÅŸen birini getirin. Benim halimden en iyi o anlar."

Biz insanlar sosyal bir varlık olarak belirli bir toplumsal sistemin içerisinde yaÅŸantımızı sürdürürüz. Tek başımıza deÄŸilizdir. SokaÄŸa çıktığımızda, herhangi bir toplu taşıma aracına bindiÄŸimizde ya da herhangi bir temel ihtiyacımızı gidermek istediÄŸimizde baÅŸka insanlarla ya da insan topluluklarıyla iletiÅŸim kurmamız gerekir. Bazı zamanlarda bir gereklik olmadan yalnız kalmamak, fikir ve duygularımızı paylaÅŸmak ya da manevi anlamda bir dayanak noktası edinmek için farklı kiÅŸilerle, deÄŸiÅŸik biçim ve yöntemlerle diyaloglar kurarız. Bu diyalog süreçleri bazen istediÄŸimiz gibi sonuçlanır. Tezgâhtarla yapmış olduÄŸumuz pazarlık sonucu vitrinde duran şık gömleÄŸi etiket fiyatının daha altına satın alırız mesela. Yahut canımızı çok sıkan bir sorunumuzu en yakın arkadaşımızla paylaşıp rahatlarız. Ä°ÅŸ yerinde uÄŸradığımız bir haksızlık, patronumuza konuyu anlatmamızla çözüm bulur Bazen de iÅŸler tersine döner. Kapısından içeri Allah'ın selamıyla süzüldüÄŸümüz mahallemizin kırtasiyecisi bizden yana bakmaz olur. Yarın çok zor bir sınava giriyor olmamız aynı odayı paylaÅŸtığımız kardeÅŸimizin erkenden uyuyabilmemiz için ışıkları söndürmesine kafi gelmez. Bizim için çok önemli olan bir konuda menfi ÅŸeyler düÅŸünen can dostumuzu ikna etmemiz mümkün olmuyordur. Ä°çimizi bir sıkıntı kaplar. Ä°nsanlarla doÄŸru bir ÅŸekilde iletiÅŸim kuramadığımızı düÅŸünmeye baÅŸlarız. Oysa...

Her dağın kendine göre bir karı var derler. Evet, Ahmet AÄŸabey selamımızı almamıştır. Çünkü üç gün önce düÅŸüp kolunu kıran ve olayın vahametinden dolayı hala hastanede gözetim altında tutulan sekiz yaşındaki kızındadır aklı. KardeÅŸimiz lambayı kapatmaz. Bir gün sonra onun da baÅŸka önemli bir sınavı vardır ve hala ders çalışmaktadır. Dostumuzu bizimle aynı doÄŸrultuda düÅŸünmeye ikna edemeyiz. Bize fayda getiren, katma deÄŸer saÄŸlayan geliÅŸme onun için son derece olumsuz bir durumdur ve maalesef sıkıntılı sonuçlara gebedir. Velhasıl, iletiÅŸim kurma çabamız baÅŸarılı olamamıştır, çünkü karşımızdakiyle aynı duygu ve düÅŸünce düzleminde buluÅŸamamış, içinde bulunduÄŸu durumu gözeterek, mesajlarımızı ona anlayacağı ve kabul edebileceÄŸi bir ifade tarzıyla aktaramamışızdır. Ve bir iletiÅŸim sürecinin bu ÅŸekilde olumsuz bir etkileÅŸimle noktalanması gerçekten büyük bir talihsizliktir.

Halbuki karşımızdakini anlamaya çalışsak, dünyaya bakış açısını ve hayat felsefesini göz önünde bulundurarak mesajlar oluÅŸtursak, bu mesajları iletirken ruhsal durumunu ve fiziksel ortamın müsaitliÄŸini ve muhatabımızın kiÅŸisel önceliklerini hesaba katsak eminim çok daha efektif ve pozitif sonuçları olan iletiÅŸim süreçlerinin mimarı oluruz.

Buraya kadar üzerinde durduÄŸumuz ÅŸeylerin basit bir muhasebesini yaptığımızda anlamak filinin son derece ön plana çıktığını görüyoruz. Ä°letiÅŸim kurmak istediÄŸimiz insanı öncelikle tanımaya daha sonra da onu anlamaya çalışcağız. Karşımızdakini anlamak... Ama nasıl? Empati kurarak. Peki empati nedir?

Empati akademik tanımıyla, bir kiÅŸinin kendisini karşısındaki kiÅŸinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kiÅŸinin duygularını ve düÅŸüncelerini doÄŸru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Bu süreç empatinin tanımından da anlaşılabileceÄŸi gibi üç temel öÄŸeden oluÅŸur:

1.Empati kuracak kiÅŸi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. EÄŸer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleÅŸtirmek için de empati kurmak istediÄŸimiz kiÅŸinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olayları onun gözlüklerinin gerisinden deÄŸerlendirmeliyiz. Karşımızdaki kiÅŸinin yerine geçip empati kurduktan sonra o kiÅŸinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Bunu yapamazsak empati kurmuÅŸ sayılmayız. Unutmayalım ki karşımızdaki ile özdeÅŸim kurmak (ona benzemek) ya da ona sempati duymak, empatiden farklı ÅŸeylerdir.

2.Empati kurmuÅŸ sayılmamız için, karşımızdaki kiÅŸinin duygularını ve düÅŸüncelerini doÄŸru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnızca duygularını veya yalnızca düÅŸüncelerini anlamış olmak yeterli deÄŸildir. Hem duygularını, hem de düÅŸüncelerini doÄŸru bir ÅŸekilde algılamamız gerekir.

3.Empati tanımındaki son öÄŸe ise, empati kuran kiÅŸinin zihninde oluÅŸan empatik anlayışın, karşıdaki kiÅŸiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kiÅŸinin duygularını ve düÅŸüncelerini tam olarak anlasak bile eÄŸer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Küçükken annemin bana anlattığı bir masal vardı. Severek dinlerdim. Åžimdi düÅŸünüyorum da empati kavramının önemini idrak edebilmek açısından güzel bir örnek teÅŸkil ediyor. Åžöyle ki; çok eski zamanların birinde göÄŸsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediÄŸi zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da "korkumdan kırk kantar yağım eridi" diye söylenirmiÅŸ. Bir gün koyunlarını otlatan bir çoban demiÅŸ ki: "Sen kendin beÅŸ dirhem gelmezsin; nasıl oluyor da kırk kantar yağın eriyor?" Bunun üzerine serçe ÅŸu cevabı vermiÅŸ: Herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız."

Åžu ana kadar empati kavramına iletiÅŸim bilimi penceresinden baktık. Aslında iÅŸin maneviyat kısmına kafa yorduÄŸumuzda dinimizin de bu olguya çok önem verdiÄŸini görürüz. ÖrneÄŸin oruç ibadeti hali vakti yerinde olanların fakir, yiyecek ekmek, içecek su bulamayan biçare insanları anlamaları ve onlara yardımda bulunmak üzere harekete geçmeleri için önemli bir fırsattır. Ä°nançlı insanların yaÅŸadığı sıkıntıları yüreÄŸinde hisseden, kendini onların yerine koyarak ruhunda hissettiÄŸi derin ıstıraplarla gözyaşı döken Üstadımız Bediüzzaman da empati noktasında çaÄŸdaÅŸlarının fersah fersah önünde yer almış, toplumun her tabakasıyla, o tabakada yer alan bireylerin anlayabileceÄŸi ÅŸekilde diyalog kurarak insanları doÄŸru yola iletmiÅŸ ve bu nedenlerden ötürü iletiÅŸim anlamında da asrının en iyisi olduÄŸunu tüm insanlık alemine göstermiÅŸtir.

Tekrar konunun kiÅŸilerarası iletiÅŸim boyutuna geri dönecek olursak son söz olarak empatinin bu alan için çok önemli bir kavram olduÄŸunu söyleyebiliriz. Amaç doÄŸru iletiÅŸim kurmak, mesajları doÄŸru bir ÅŸekilde iletmek, karşısındakini etkilemekse, kısa bir süre de olsa kendimizi baÅŸkasının yerine koyarak bir müddet olaylara onun penceresinden bakmamız, iletiÅŸimimizi güçlendiren, pozitif diyalog köprüleri kurmamızı saÄŸlayan etkili bir yöntem olarak hafızalarımızda yer edecektir.

Elbette burada empati kurabilmek için yüksek sosyal zekaya da sahip olmak gerektiÄŸini vurgulamak gerekir. "Sosyal zekâ nedir?" diye soracak olursanız, bu da bir diÄŸer yazımızın konu baÅŸlığı olsun.

 

Bu yazı Genç Yaklaşım Dergisinden alınmıştır.  DeÄŸerli hemÅŸehrilerimle paylaÅŸmak istedim...

 

Necat DÜZCAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3. YAZI

 

İLETİŞİM

 

Orta bük köylü her yaÅŸtaki sevgili gençler MERHABA

           Ben dün köyden geldim.Malum köyümüzde internet yok.  Bugün köyümüzün taÅŸrada bulunan her yaÅŸtaki gençler  ile dertleÅŸmek, sohbet etmek, esiklerin deyimi ile hasbıhal etmek istiyorum. Ancak başında oturduÄŸum bilgisayarı kullanmakta zorladığımı görünce erken dünyaya geldiÄŸimi düÅŸündüm. Tıpkı Biz hemÅŸherler olarak iletiÅŸim kurmakta zorluk çektiÄŸimiz  gibi bilgisayarımla iletiÅŸim kurmakta zorlanıyorum. Ama bunu aÅŸacağıma inancım tamdır.

 

           Gerek köyde, gerek Merzifon da ve gerek taÅŸrada yaÅŸayan hemÅŸerilerimize bakıyorum da bir iletiÅŸim eksikliÄŸinin olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Bu eksikliÄŸin nedeni ise birbirimizi iyi tanımayışımızdan kaynaklandığı kanisideyim.Bir araya gelenlerimiz de sanki mahrem imiÅŸ gibi birbirimize birbirimizi ne soruyor,ne de anlatıyoruz.Åžunu Åžahsen anladım ki kardeÅŸlerim dahi  haklı olarak Beni tanımıyor, bu yaÅŸa kadar neler yaÅŸadığımı.ne iÅŸlerle iÅŸtigal ettiÄŸimi bilmediklerini anlamış bulunuyorum.Öyle ise önce Cenubu Allahın daha sonra teknolojinin Bizlere sunduÄŸu ve H.Ä°brahim kardeÅŸimizin büyük bir özveri ile emek vererek istifademize sunduÄŸu siteden faydalanarak birbirimizi tanımak gerektiÄŸini düÅŸünüyorum.Sitedeki soy aÄŸacı bölümü bu kapıyı aralamış bulunmaktadır.H.Ä°brahim kardeÅŸimizin köyünü ve köyünün inÅŸalarını çok sevdiÄŸine inanıyor, kedisini bir daha tebrik ediyorum.Åžayet doÄŸru iletiÅŸim kuramaz isek,bilindiÄŸi gibi her birimiz ayrı bir yede, asimile olmama ÅŸansımız yok.Ortak paydamız köyümüz olsun.10-15 yıl kadar önce köyümüzden ve yöremizden bahsedildiÄŸi zaman(Yanne.....)diye baÅŸlayan bir cümle ile cevaplanırdı.Åžükürler olsun ki O sözleri duyacağın insan bir elin parmak sayısı kadar azaldı,Ben inanıyorum doÄŸru iletiÅŸim kurar isek gelecek nesillerimize tertemiz bir köy bırakırız.Yeter ki olumlu katkımızı esirgemeyelim.Bazı iÅŸler ekip iÅŸidir.ElbirliÄŸi,gönül birliÄŸi ile yapılır.Herkes Herkesin istifade edeceÄŸi ÅŸeylere maddi,manevi veya fikri desteÄŸinin olması gerekir.(Sen yap da Ben sonuna kadar arkandayım)vaadleririnin  bir iÅŸe yaramadığını gördük.                                                                                       

  Yukarıda belirttiÄŸim gibi ortak bir payda da  buluÅŸmamız için tanışmamız, tanış olmamız gerekir.H.Ä°brahim kardeÅŸimiz sitede bir köÅŸe ayarlasın herkes  kendisinde kalmasını istediÄŸi ÅŸeyler saklı kalacak ÅŸekilde Kendini takdim etsin.GeçmiÅŸte içerisinde bulunduÄŸum topluluklar da bunu yapardık çok faydası da olurdu.Bu önerim hanım kardeÅŸlerimiz içinde geçeli.

 

            Ä°ÅŸte köy halkımın deyimi ile Necatın,genelde  Necati,Resmiyette NECAT Bendeniz:

            1966 yılının ikinci yarısında köyden ayrıldığım zaman 14-15 yaşıma gelmiÅŸ olmama raÄŸmen köydeki malum uÄŸraÅŸların dışında kalan zamanımı yaşıtlarımla saklambaç oynayarak geçiren,Ä°lkokula  gidemeyen,okuma yazma dahi bilmeyen  içerisine ne koyarsan alacak boÅŸ bir aygıt gibi bir çocuktum.O zaman  Ä°stanbul Ä°mam Hatip Okulun da (ÅŸimdi lisesi)okuyan Kendisini minnetle ve ÅŸükranla andığım Abim Beslen DÜZENLÄ°ER Köye gelmiÅŸti.Kendisine sürekli duacı olduÄŸum rahmetli dedem Onun yanına katarak Ä°stanbul a . Gönderdi.Beslen Abim ve Beni yerleÅŸtirdiÄŸi Kur'an  kursundaki insanlar Beni öyle sahiplendiler ki geceleri Halk EÄŸitim Merkezine Ä°lkokulu bitirme kurslarına göndererek 6 ay gibi kısa bir zamanda Ä°lkokulu dışarıdan bitirmemi saÄŸladılar.O insanları ÅŸükranla anıyorum.

 

           1967-1968 ders yılında Merzifon Ä°mam Hatip Okulun a kaydımı yaptırdım. 4 yıl olan orta kısmını bitirdikten sonra  1971 yılının ikinci yarısında tekrar Ä°stanbul a giderek  yaz tatillerinde çalışmış olduÄŸum ve Beni evlatları gibi sahiplenen bir ailenin küçük bir imalathanesinde çalıştım.Bu ailenin .tanımış olduÄŸu imkan sayesinde geceleri daktilo ve muhasebe kurslarına gittim.EdindiÄŸim muhasebe bigisi yanında  çok hızlı bir daktilograf olmuÅŸtum.  Ä°mam Hatip Okulunda okurken ailem den ayrı olarak kardeÅŸim Asım ın desteÄŸi her türlü takdirin üzerinde dır.

 

          AÄŸustos  1972 de askere gittiÄŸimde hızlı bir daktilograf  olmam sebebiyle  eÄŸitim merkezi dışında  hep içeride çalıştım. Karargâhlarda Subayların yazılarını daktilo ederek geçti.

 

         Mart 1974 de askerden terhis olmamın hemen akabinde yine Ä°stanbul a giderek  150-200 kiÅŸi arasında iÅŸçi çalıştıran bir konfeksiyon  atölyesinde tahsilat ve dış iÅŸleri elemanı olarak bir süre çalıştıktan sonra  baÅŸka bir ÅŸirkete muhasebe elemanı olarak girdim.Bu ÅŸirkette çalışırken evlendim ve yaÅŸadığım filimler de rastlanabilecek bir olayın çaÄŸrıştırması üzerine  Emniyet teÅŸkilatında polis Memuru olarak çalışmak üzere müracaat ettim. 1974 den 1977 ye kadar sosyal içerikli sayılacak iÅŸlere gelince daha son Türkiye genelin yaygınlaÅŸmış bulunan ve Milli Türk Talebe BirliÄŸinin misyonunu üstlenecek ve mirasını devralacak olan  Akıncılar derneÄŸinin ÅžiÅŸli Åžubesinin kurucu üyeliÄŸi ve muhasipliÄŸini yaptım ve de Milli Türk Talebe BirliÄŸinin fesih iÅŸlemlerine ÅžiÅŸli delegesi olarak katıldım. Dernekte en az haftada iki kez konferanslar tertipler gençlere yardımcı olamaya çalışırdık. Dernekte gençlerin istifadesine sunduÄŸumuz kapsamlı bir kütüphane oluÅŸturmuÅŸtuk.

 

            1977 yılında Emniyet TeÅŸkilatına girdiÄŸim zaman ortalıkta terör kol geziyordu. Ä°lk giriÅŸte de oldukça tatminkâr bir maaÅŸ da almıştım. Ä°yi bir daktilo kullanmam hasebiyle sürekli gündüz çalıştım. Bunun üzerine BeyoÄŸlu AkÅŸam Ticaret Lisesine kaydımı yaptırdım.1980 ihtilalı öncesi ve sonrası çok yoÄŸun ve hareketli bir dönem içerisinde liseyi de 30 yaşından sonra bitirerek Ä°lk defa 1966 yılında gittiÄŸim Ä°stanbul a 1985 yılında veda ederek yine terörün yoÄŸun yaÅŸandığı Mardin in ufak bir ilçesi olan Derik ilçesin e gittim. 2 yıl Derik de,6 yıl Zonguldak da,6 yılda Tokat in Turhal ilçesinde görev yaptıktan sonra  1998 yılında  emekli oldum. Meslek hayatımın  temamı karakol da adli, idari ve tahkikat kademelerinde halkla iç içe çalıştım.Bir süre de  3. kolordu da  sıkıyönetim irtibat brosunda görev yaptım.

Sevgili hemÅŸerilerim bir süredir köyümüzün camisi ile Ahmet kardeÅŸim ile meÅŸkülüz, yardımcı olan herkes den ALLAH razı olsun.  Selami abımız boyasını üstlendi. Caminin içi ve dışı eksiksiz boya ve badasını yaptırdık. Eksik kalan 3 adet kapıyı da Selami Abı taktıracak. Tavanını lambri çaktırarak elektrik iÅŸini tamamladık. Geriye hayir ve ÅŸerde kullanacağımız odanın taban tahtası ve döÅŸemesi ile minarenin boyası kaldı. Bütün bir taban halısının sipariÅŸi verildi. Muhtemelen ramazandan önce döÅŸenecek .

           Sevgili hemÅŸerilerim inanın bir yıl daha geçmiÅŸ olsaydı camimiz sitede gördüÄŸünüz yıkılmaya yüz tutmuÅŸ ve yıkılmış evlere benzeyecekti. Katkısı olanlardan  Allah razı olsun.Çok geç de olsa  bizim kuÅŸak (yaşıtlarımız,AÄŸabeylerimiz ve maddi destek veren birkaç genç ile)yıkılmaktan kurtarıldı.Köyümüze yabacılar tuvaleti ve ÅŸadırvanı kullanırken eziklik duymuyoruz. Sitemizi onlarca genç köylümüzün ziyaret ettiÄŸini biliyorum. Gençlerimizin % 100 e yakınının da köyünü sevdiÄŸini de biliyorum. Haaaaaaaydı gençler köyümüze ilgi duyalım. Ä°nsaniyetsizliÄŸin tek geçerli kuralı var o da Ä°LGÄ°SÄ°ZLÄ°KTÄ°R, Bu Bizlere yakışmıyor. Ben köyümüzde bulunan ve yetersiz olan çeÅŸmelerin fotoÄŸraflarını çekerek H.Ä°brahim kardeÅŸime gönderdim, sitede bulunuyor. Bu konuda 2kiÅŸi fikrini beyan etti o kadar. Gençler herkes görüÅŸünü özgürce beyan etsin. Bilimsel olmak sorunda deÄŸilsiniz. Bakın Ben  yüreÄŸimden gelenleri Sizlerle paylaşıyorum. Bir çoÄŸunuzun malumudur,köyümüze bir gölet yapıldı.Bitimini müteakip belediye park ve bahçeler müdürlüÄŸüne bir piknik alanı projesi hazırlattım.Arzu eden herkesle paylaÅŸmak için gönderebilirim,veya sitemizde yayınlanırsa herkes fikrini beyan ede r.

             Daha çoooook yazmak içimden geliyor ama çok uzun oldu. Gençler Bizim kuÅŸağın yaptığı gibi köye ilgisiz kalmayın. Dünya ve her ÅŸey hareket Halinde, Beklemenin, bir birimize nabza göre ÅŸerbet verme felsefesi ile zaman kaybetmenin bir anlamı yoooooook

   .         Ä°nsan sevgisi ile,memleket sevgisi ile dolu bir genç neslin  var olduÄŸunu UMUT  ederek saygılar sunuyorum....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2. YAzı

 

S.S Ortabuk Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Çalışma Raporu

 

 

 

             S.S ORTABÜK TARIMSAL KALKINMA KOOPERATÄ°FÄ°

                        YÖNETÄ°M KURULU ÇALIÅžMA RAPORU

 

      Sayın ortaklarımız genel kurul toplantısına hoÅŸ geldiniz.

        BildiÄŸiniz gibi bugün burada 4. olaÄŸan genel kurul toplantısını yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bugün gelinen noktada ortaklık anlayışımız, bunun sonucu olan yönetim anlayışımızın gözden geçirilmesi gerektiÄŸi kanaatindeyiz. KuruluÅŸ amacımız olan köyümüzün merasını deÄŸerlendirmek, köyümüz halkından birileri ev yerini, arazisini satacak olursa kooperatif adına alma, köyümüzün imarı ve geliÅŸmesi için birtakım harcamaları yapabileceÄŸimiz noktaya gelinmiÅŸ bulunmaktadır. Åžuan itibariyle kooperatif tesisi ihtiyaca cevap vermemektedir. Ahırımız 45 baÅŸ hayvana cevap verebilmekte, ancak bugün 15 adedi buzağı olmak üzere 65 baÅŸ hayvanımız bulunmaktadır. Ä°lk kuruluÅŸ toplantımızda ifade edildiÄŸi çerçevede yürütecek isek ek ahır ve kuruluk inÅŸa etmek durumundayız. Bunun için kış girmeden önce satmak mecburiyetinde olduÄŸumuz 15 baÅŸ kadar hayvanın satılması sonucu elde edilen kaynakla yapabiliriz. Ä°ster sezonluk yani ilkbaharda almak suretiyle kışın satılsın, ister bu ÅŸekilde devam etsin her iki durumda da ahırımızın içi bölümü yeniden hayvan yetiÅŸtirmeye uygun hale getirmek ve ayrıca bir kuruluk yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde mevcut tesisle 12 ay süre ile bakıcı ve hayvanların yiyeceklerini karşılayarak sürdürme imkânı bulunmamaktadır. Bazı ortaklarımızda bundan sonra aidat toplanmaması gerektiÄŸini ifade eder duruma gelmiÅŸlerdir. Åžayet yukarıda izaha çalıştığımız gibi yeniden ahır düzenlenerek en azından bir kuruluk yapıldığı takdirde 2011 yılında kendi kendini finanse edecek duruma geleceÄŸini aidat toplama sorununun ortadan kalkabileceÄŸi kanaatindeyiz. Bizler yönetim olarak kuruluÅŸ esnasında herkesin tereddütsüz dile getirdiÄŸi aidatların geri dönüÅŸünü beklemeden köyümüz için kullanacağız ÅŸeklindeki sözlü taahhütlere güvenerek bugüne kadar karşılıksız yürütme gayretinde olduk ve olma ya da devam ederiz. Ancak bazı ortaklarımızın birebir olduÄŸumuz zaman dile getirdiÄŸi ayrılır isem yatırmış olduÄŸum aidatlarımı geri isterim ÅŸeklindeki beyanları bizler yani yönetime ve yönetimde görevli olan arkadaÅŸlar olarak aldatılmış kanaatini uyandırmakta ve ileriye dönük plan ve proje üretmeye engel olmaktadır.

       EÄŸer ayrılmak zorunda olan ortaklarımıza kanunların ve tüzüÄŸümüzün müsaade ettiÄŸi ölçüde hak iadesini yaparak yolumuza devam edelim der iseniz ahırda gerekli tadilatı kış girmeden önce satacağımız mallardan elde edeceÄŸimiz nakitle yaparız veya kışın hayvan bırakmadan hayvanları satacak olur isek yine aynı tadilat ve kuruluk yaptırmak durumundayız.

       BildiÄŸiniz gibi kooperatifimizin resmiyet kazanmadan önce ve resmiyet kazandıktan sonra olmak üzere iki aÅŸaması bulunmaktadır.

       Birinci aÅŸama 01 07 2000 tarihinde baÅŸlamış, 01 05 2005 tarihine kadar yani 4 yıl 11 ay devam etmiÅŸtir. Bu zaman zarfında bugünün parası ile 13 000 00 TL aidat ve sermaye olarak toplanmıştır. Bu miktar önce kiÅŸi başına, sonra süre olan 59 aya bölündüÄŸü zaman aylık 6.60 KRÅž olduÄŸu anlaşılmaktadır. Bu kadar küçük meblağın iadesini isteyerek (ben ÅŸu kadar senedir para ödüyorum, ayrılır isem paramın tamamını alırım.) diyen ortaklarımızla uzun soluklu kooperatifi yürütme güçlüÄŸünün olabileceÄŸini sizlerde takdir edersiniz. Resmiyet kazanmadan önce kooperatifi yönetmekte olan arkadaÅŸlar 13 000 00 TL ile bugün rayiç bedeli 70 000 00 TL olan gayrimenkulün yerini satın alma ve bu yere 200 metrekare ahır ihtiyaca cevap verecek büyüklükte samanlık ve tahmini 80,90 metrekare betonarme çoban evi yaptırma maharetini göstermiÅŸlerdir. Özverileri her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine yönetim olarak ÅŸükranlarımız sunuyoruz.

      Ä°kinci aÅŸaması olan resmiyet kazandırılmasından sonra 24 05 2005 tarihinde kuruluÅŸ genel kurulumuz yapılmış ilk yıl olan 2005 in sonu ve 2006nın ilk ayları kuruluÅŸ aÅŸaması ve kooperatifin bulunduÄŸu arazinin tapu ve tapu üzerinde cins  deÄŸiÅŸikliÄŸi yapılması sorunları ile uÄŸraşılmış 2006 yılı mart ve nisan aylarında 33 ortaktan beÅŸer yüz TL olmak üzere 16 500 TL hayvan alımı için toplanarak mevcut nakdide ekleyerek 2006 Mayıs ayında 31 adet tosun alınmış aynı yıl eylül ayında 2 zayiatla 29 adet tosun satılarak elde edilen nakitle damızlık hayvan alınarak faaliyetimizi bugüne kadar sürdürdük. 2005 yılının son 8 ayında 10 tl.2006 yılında l5 tl.2007 ve 2008 yıllarında ise 20 tl. aidat toplanmıştı.2008 yılı sonu itibariyle aidat borcu olan bulunmamaktadır.

       Bugün itibariyle 15 i buzağı olmak üzere yukarıda belirttiÄŸi gibi 65 baÅŸ hayvan mevcuttur. EÄŸer devam edecek isek ortaklığını sürdürmek istemeyen ortaklarımıza kanuni ve tüzüÄŸün hükümleri çerçevesinde haklarını iade ederek, ortaklık ve yönetim anlayışında köklü deÄŸiÅŸiklikler yapmak suretiyle sürdürmek durumdayız. Kooperatifi geliÅŸtirerek köyümüzün geleceÄŸi adına sürdürmenin boynumuzun borcu olduÄŸu kanaatini taşıyor yönetim olarak saygılar sunuyoruz. 

 

 

 

                                                                            S.S.Ortabük Tarımsal Kooperatifi

                                                                                      Yönetim Kurulu



DİĞER YAZILAR